Haberler

‘Çılgın Proje’ olarak anılan Kanal İstanbul’u uzmanlar yorumluyor: Projenin riskleri neler?

İstanbul Boğazı / Arşiv
İstanbul Boğazı / Arşiv -Telif hakkıMuhammed Enes Yıldırım/AA

İstanbul Boğazı’nda gemi trafiğini azaltmak ve kaza riskini en aza indirmek amacıyla yapılmak istenen Kanal İstanbul’un uzunluğu 40 km, genişliği 150 metre, derinliği ise 25 metre olarak planlandı. Kanal tamamlandığında, İstanbul Boğazı tanker trafiğine tümüyle kapatılacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul Kongre Merkezi’nde katıldığı etkinlikte, Kanal İstanbul ile ilgili “İnşallah önümüzdeki haftalarda ihaleyi yapıyoruz ve Kanal İstanbul’a başlıyoruz. Bunun çalışması bir haftalık, bir yıllık değil, ta belediye başkanlığımın sonlarına doğru atılmış bir adımdır” ifadelerini kullandı.

7 yılda tamamlanması planlanan Kanal İstanbul için 75 milyar TL büyüklüğünde ihale açılacak.

İklim ve hukuki statü bağlamında tartışmaların sürdüğü Kanal İstanbul projesini uzmanlar euronews Türkçe için değerlendirdi.

İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, kanalın bölgedeki iklim üzerinde olumsuz etkileri olacağı görüşünde.

Tolunay, kanal çevresine inşa edilecek yerleşim yerlerinin oluşturacağı ısı adasının sıcaklıkları artıracağına, yüzeyi betonlaşan toprağın su geçirmeyeceği için sıklıkla sel olaylarının yaşanacağına vurgu yapıyor.

“300 bin kişinin su ihtiyacını karşılayan baraj yok edilecek”

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) faaliyet raporlarına göre, yıllık su verimi 55 milyon metreküp olan Sazlıdere Barajı’nın tamamen yok olacağını söyleyen Tolunay, bu barajın yıllık 300 bin kişinin su ihtiyacını karşıladığını hatırlatıyor.

Kanal İstanbul Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunda, Sazlıdere Barajı’dan kaybedilecek su miktarının 30 milyon metreküp olarak gösterildiğini belirten Tolunay, “Geriye kalan 25 milyon metreküplük suyun depolanması için yeni bir baraj yapılması önerilmiş ancak bu barajın yapılması için gerekli ödeneğin kanal maliyeti içinde olup olmadığı belli değil” diyor.

“100 milyon kamyonluk bir hafriyat”

Doğanay’ın euronews Türkçe’ye aktardığı bilgilere göre, Terkos Gölü’nün Karadeniz kıyısı tarafına 38 kilometre uzunluğunda deniz dolgusu yapılacak, dolgu miktarı ise 3 milyar tonu bulacak. Söz konusu dolgu miktarını daha net ifade etmek isteyen Doğanay, “Sarı renkli hafriyat kamyonlarıyla 100 milyon kamyonluk bir hafriyattan söz ediyorum” diyor.

“İstanbul, yakın bir gelecekte su krizine girebilir”

İSKİ faaliyet raporlarına göre, İstanbul’da kişi başına düşen günlük su tüketimi 150 litre.

Kanal etrafında oluşturulacak 500 bin nüfuslu yerleşim alanının, suya olan talebi artıracağına dikkat çeken Tolunay, “500 bin kişilik yeni yerleşimin neden olacağı ek su talebi yaklaşık 35 milyon metreküp. İstanbul’un nüfusunun 17 milyon olması, kişi başına günlük su tüketiminin 250 litreye ulaşması ve kayıp su oranının düşürülmemesi halinde kanal yapılmasa dahi İstanbul, yakın bir gelecekte su krizine girebilir” diye konuşuyor.

Tarım, hayvancılık ve balıkçılık olumsuz etkilenecek

Kanalın yapılacağı bölgede yer alan Çatalca ve Arnavutköy’de halen tarım ve hayvancılık faaliyetinde bulunan köyler olduğuna dikkat çeken Tolunay, kanal güzergâhında yer alan tarım alanlarının kamulaştırılacağını belirtiyor.

3 bin 567 hektar tarım alanı ve yaklaşık bin 500 hektar çayır ve mera arazisi yok olacak

İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay 

Kanal İstanbul projesinden olumsuz etkilenecek diğer bir alanın da balıkçılık olduğunu söyleyen Tolunay, “Terkos Gölü’nün açıkları önemli balık yumurtlama ve balık avlanma alanlarıdır. Kıyı dolgusuyla tahrip edilecek Terkos Göl’ünde, balık popülasyonu azalacak, balıkçılığın zarar görmesiyle ekonomik kayıp meydana gelecektir” diyor.

“Kanal istanbul, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni zayıflatacak”

Kanal İstanbul’un yeniden gündeme gelmesiyle tartışılan diğer bir konu ise kanalın hukuki statüsü. Ulaştırma Bakanı Cahit Turhan, Kanal İstanbul’un uluslararası ulaşıma açık olacağını ancak iç su yolu statüsünde olacağı için Türkiye’nin yetkisinde kalacağını ifade etmişti.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Bahadır Erdem’e göre, Montrö Boğazlar Sözleşmesi kapsamında İstanbul Boğazı’ndan geçiş hakkı olan gemilerin, ücret ödeyerek Kanal İstanbul’u tercih etmesi için hiçbir sebep yok.

Türkiye’nin gemileri Marmara Deniz’i ya da Karadeniz’de bekleterek Kanal İstanbul’a yönlendirme ihtimali olduğunu belirten Erdem, “Bu tartışmanın ticari boyutu. Asıl önemli olan Kanal İstanbul’un Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni zayıflatıp zayıflatmayacağıdır” diyor.

Erdem, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Deniz’i olarak üç ayaktan oluştuğuna dikkat çekiyor ve ekliyor:

“Türkiye’nin bu üç ayak üzerinde savaş dönemlerinde denetleme ve gerekirse deniz ulaşımına kapatma yetkisi var. Kanal İstanbul’un yapılması halinde, 1936 yılında 20 yıllık süre ile imzalanan ancak Türkiye’nin dengeli yönetim politikasıyla diğer devletlerin 20 yılın sonunda sözleşmeyi feshetmediği ve günümüzde de geçerliliğini koruyan Montrö Boğazlar Sözleşmesi tartışmaya açılacak ve Türkiye sözleşme üzerindeki gücünü kaybedecek.”

Kanal İstanbul’un, Montrö Boğazlar Sözleşmesi statüsünde olmayacağını kaydeden Erdem, “Karadeniz’e kıyısı olan devletler, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne dayanarak kanal üzerinde sadece Türkiye’nin yetkili olmasına itiraz edeceklerdir” diyor.

Bakan Kurum’dan iddialara yanıt

Dün yaptığı basın açıklamasıyla Kanal İstanbul’a dair iddiaları yanıtlayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, proje kapsamında inşaattan çıkacak hafriyat miktarının 1,15 milyar metreküp olduğunu, bunun depolanacağı yerlerin ise İstanbul’daki döküm sahaları içinde olmadığını savundu.

Projenin hayata geçmesiyle İstanbul’a susuzluk getireceği yönündeki uzmanların uyarısına da değinen Kurum, “İstanbul’un su kaybı yaşayacağı iddiası kesinlikle bilimsel değildir, tamamıyla gerçek dışıdır. İstanbul’un yıllık su tüketimi yaklaşık 1 milyar 60 milyon metreküptür. Kanal güzergahındaki su rezervini titizlikle incelediğimizde bu güzergah üzerinde Terkos Gölü ve Sazlıdere Barajı’mız var. Kanal İstanbul güzergahı, Terkos Gölü’nün yakın koruma alanına girmemektedir. Terkos Gölü’nün mevcut verimi yılda 133,9 milyon metreküp. Kanal İstanbul’la birlikte gölün verimi yılda 2,7 milyon metreküp düşecek. Bunun İstanbul geneline etkisi yok denecek kadar az, sadece binde 2,5.” diye konuştu.

Montrö Sözleşmesi ile ilgili de bir sıkıntının olmadığını belirten bakan, “Kanal İstanbul Projesi Montrö’nün dışında bir projedir. Bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak yapmış olduğumuz bu boğaz yoğunluğundan kaynaklı gemi trafiğinin bekleme sürelerini azaltacak bir projedir. Dolayısıyla Montrö’nün dışında bir projedir. Bağımsız bir projedir, özgür bir projedir, Boğaz’ın özgürlük projesidir. Hukuku tamamen ayrı şekilde, Montrö ayrıdır, Kanal İstanbul süreci ayrıdır. Montrö’deki hukuka herhangi bir zeval gelmeyecek şekilde Kanal İstanbul Projesi yürütülecektir.” dedi.

https://tr.euronews.com/2019/12/27/cilgin-proje-olarak-anilan-kanal-istanbul-u-uzmanlar-yorumluyor-projenin-riskleri-neler

Yazımızı beğendiysen aşağıda beğen tuşu ile bu gösterebilir, sosyal medya hesaplarından paylaşabilir ve yeni yazılar geldiğinde e-posta ile haberdar olmak için takip edebilirsin. (Follow)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error

Doğanın Takvimini beğendiyseniz birşeyler paylaşın.